marmaris yeni sayfa
17-03-2020
Canan Baykız

Canan Baykız

Hişşt Biraz Kaybolsana…

Bundan tam yirmi gün önceydi..Daha doğduğum ay silinmemişti 2020 takviminin yapraklarından. Bir gün Akyaka’daki evimde böyle uyandım. Yüzümde sebebini kestiremediğim bir gülümseme. Yine hayatım krizde. Kaçıncısı dersen artık saymıyorum dolayısıyla bilmiyorum. İlla sayacak olsaydım da “kaçıncı küllerimden doğuşu resmedecek dünya benim adıma” onu sayardım. Baktım ki; iş rakamlara dayanınca değer ile eder dengesini kaldırmıyor insan aklı vazgeçtim. Ama bilmek istersen söyleyim “çok”.

Öncekilerde yani bu krizlerin en başında herkes çok önemliydi. Ne düşündükleri, ne hissettikleri, ne söyledikleri, neyi nasıl yapmamı salık verdikleri benden mühimdi. Benim olanlara hiç bakmazdı daha doğrusu aklına getirmezdi yüreğim. Şimdi mi? En azından son sefer için itiraf ediyorum:” Sadece kendimi düşündüm. Zihnimi susturdum ve yüreğimi dinledim” dedi ki: “hişşt biraz kaybolsana. Sevdiğin, ait hissettiğin ne varsa arkanda bırakıp hepsini aynı anda terk etsene!” Bunu söyleyenin yansıması gözlerimde muzip bir parlamaya sebep olunca sadece “peki” dedim.

Ev toplamalar, onların içinden bir bavul ayarlayıp, bavulu eline alıp, seferi takılmalar kısmında hayat doçentlik belgemi çoktan verdi elime. Fiziksel yorgunluğun rahat bir döşekte birkaç saat kestirmeyle geçtiğini fakat zihin ve gönül yorgunluğunun ilacının olmadığını da doktora tezim olarak çoktan ben hayata sundum. Eee kolay mı kendi kendinin doçenti olmak?

Kimse bilmedi ben yine kendi kurduğum yuvamı dağıttım, kimse görmedi tutunmaya çalıştığım şehirden uçtum. Bir zamanlar kaçtığım kalabalığın tam ortasına en yorgun halimi kendi ellerimle attım. Bir şehir varmış; beni biraz sahiplenmiş biraz itmiş, bir adam varmış; beni gördüğünü, sevdiğini sanmış oysa hiç tanımamış, bir kadın varmış; biraz dost çokça dertli, etraf yeşil, deniz engin, gökyüzü maviyken hepsinin ortasında -mış gibilerden oluşan, sadece kendini kandıran bir “HARABE” olmuşum çoktan. Şehir değişmiş, insanlar değişmiş, değer yargıları benden bağımsızmış meğer. Bense kendimi avutup durmuşum “hala ışıklarım yanar, hala insanlar bana koşar” derken üstüme kocaman yazdıkları “BİR ZAMANLAR” tabelasını görmezden gelmişim. “Bir zamanların etik anlayışı ile şimdiki bir değil” dedi şehir bağıra çağıra. Hem de bu sefer ağız üstü düşürerek.

Sonra yine çağırdı…

Muğla ile aramızda şiddetli geçimsizlikle beslenen büyük bir aşk var. -Ne seninle ne sensiz- şarkısını yıllar önceden bizi hayal ederek yazmışlar galiba.

Kaçışım bu sefer kısa olsa da insan detoksum daha öncekinden de fazla şimdi. Arındım. Sahtelik barındıran hiçbir ilişkiye bağım yok artık. Yüzüme gülenlere tek borcum; o anlık tebessümle karşılık vermek. Gerisini kendime samimiyetsizlik olarak görüyorum. Fedakarlığımı SADECE kendime hediye ediyorum yeniden.

Ve kaybolmak güzel.

Alışkanlık sandıklarınızı arada havalandırmak güzel. Naftalin de tazelenmek istermiş bunu da öğrendim. Şimdi zihnim berrak, aklım daha çok benimle. Önceleri duygularla flörtü fazla abartıyordu şimdi tok! Yüreğim; canımın attığı yer, hiç mi vazgeçmez yaşamaktan, can kırıklarına nasıl dayanır da durur ayakta derseniz, her yazının sonundaki dileğimi hatırlatırım size “aşkınız baki olsun” kafi… İşime aşığım, özüme aşığım, demini yavaş yavaş almaya adanmış ruhuma aşığım, onu Yaradan’dan gelip onu Yaradan’a giden halime O’na aşığım.

Birileri sömürmeye, birileri kandırmaya çalışırmış. Birileri avucunda istermiş, diğeri ayak ucuna bile koymazmış kim takar Usta hele anlat bana? Aşığım ben…

Hişşt sen de  kaybolsana biraz dünyadan…!

Aşkınız baki olsun…

Bu makale 10753 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI