marmaris yeni sayfa
12-10-2020
Gülay KARAOĞLU

Gülay KARAOĞLU

CUMHURİYET KATİLLERİ

Bir varmış bir yokmuş, yeşil dünyalarda renkli çiçekler, yeşil sular arasındaki bir ülkede, insanlar büyük, ulu önderlerinin ışığında, yenilikçi yaklaşımlar ile yeni teknolojileri kullanabilmek, kırsal kalkınma seferberliği ile yerli malı ürünler üretebilmek, eğitim seferberliği ve bilinçli yönlendirmelerle hedef ve vizyon sahibi gençler yetiştirmek, çağdaşlaşmada öncü olabilecek yollarda yürüyebilmek için canla başla çalışırlarmış

Yenilikçi kafalarda, ışıl ışıl parlayan fikirlerde yürütülen çalışmalardan  rahatsız olan insanlarda varmış.

Ülke, yeni bir KURTULUŞ  ŞAVAŞINDAN çıktığı halde on yılda çok büyük ilerlemeler kaydederek, Ulu Önderin ölümüne kadar “Kadın Hakları”’ndan tutunda, halkın refahı ve gelişimi için, o günkü şartlarda yapılabileceklerin en iyi iyisi yapılmaya çalışılarak, “Laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti” ’nin varlığını, “Ulu Önderi” ‘nin varlığını tüm dünya devletlerine kabul ettirmiş. 

Ülke Lideri, savaştan çıkan yorgun halka umut ve ışık olmuş. Tüm bu yoğun çalışmaları sırasında savaşı kaybetmiş devletlerin oyunları da bitmemiş tabii.

Dünyanın büyük lideri Mustafa Kemal Atatürk , onun “Işık Yolunu” kesme amaçlı kurulan, uluslar arası "Kardeşlik Cemiyetleri" adına açılan locaların amaçlarını ve gelecekle ilgili sinsi planlarını fark etmiş ve ölümünden çok kısa bir süre önce bu locaları kapattırmış. 

Ulu Önder” ‘in ölümü, yas görüntüsü altında etrafını çevirmiş olan siyah ceketli loca idarecilerini çok mutlu etmiş.

Bir yandan ağlarken, bir yandan da yeniden uluslar arası bağlantılı, "Kardeşlik Locaları" 'na hem de “Ulu Önder” ‘in kurduğu düşünce derneğindeki bazı yetkililerinde desteğiyle yeniden işlerlik kazandırmışlar.

Ulu Önderin ölmesi sadece "Kardeşlik Locaları" 'nı mı sevindirmiş. ? Hayır.

Yabancı misyonerler bu ülkeyi yıkabilecek en iyi çözüm yolunun toplumu ayrıştırmak ve toplumun inancını kullanarak, yeni inanç locaları oluşturmak olduğunu fark etmişler.

Toplumu ayrıştırmanın zaman alıcı olmasına karşın “İnanç Locaları” ‘nın daha kısa sürede bu ayrıştırmada işlev göreceğini düşünmüşler.

Ülkenin ileri gelen inanç ve düşünce adamlarıyla görüşüp, kendi yanlarında yer alabilecekleri, idare edebileceklerini ayırmışlar.

Ayrıca, Cumhuriyet düşmanı vatandaşlarla işbirliğine giderek yeni inanç üstatları, şeyhler yetiştirmişler. Bu inanç üstatlarının bazıları da dış mihrakın bu ülkedeki sinsi temsilcileriymiş.

Ülkenin en güzel şehirlerinde dini inançları kullanarak Cumhuriyet’e karşı örgütlenmeye başlamışlar.

Yer Fıstığıyla zengin olan bu şehirlerden biri zamanla "Kardeşlik İnancı” üstatlarının eğitim yeri haline dönmüş. Tabi şehir büyüdükçe, "Kardeşlik İnancı" ' çalışmaları diğer yakın şehirlere dağılmış. İnanca dönük ritüellerle istediklerine kavuşacağını düşünen bölge köylüleri, halk, genç kızlar bölgeye akın etmiş.

İlk başta bir köy evi ve camisinde başlayan inanç çalışmaları, zamanla taş döşeme sokakları olan Üsküdar’dan daha büyük bir şehirde devam etmiş.

Gençler burada “Cumhuriyet” değerlerine karşı yetiştirilmeye başlanmış.

Köydeki o küçük evin yerini alan dört katlı büyük ve geniş bina, günü birlik gelen ve müritliğe hazırlanan insanlar için konaklama ve eğitim yeriymiş. İnsanlar gece buralarda başlarına verilen bir yastık ve yer kilimleri üzerinde ince bir örtüyle uyurlarmış.

Sabah kalkıldığında,  koca bir tencerede kaynayan  “Lapa Çorba”, kuru bir ekmek ile kardeşliği pekiştirmek için yenirmiş.

Değişik şehirlerden kaçan, gidecek yeri olmayan kadın müritler, kadınlar tarafında, erkek müritler erkekler tarafında “Kardeşliğin” geleceği için sabahtan akşama kadar burayı ziyaret eden binlerce insanın yataklarını toplar, binanın ve sokakların temizliğini yapar, gece aç karınlarını bu bir tas lapa çorba, kuru ekmekle doyururlarmış…

Omuzları eğilmiş, bu yükü taşıyamayan, hizmetçi kadın müritlerin hali içler acısıymış. Cehalet insanı bir  parça kuru ekmek için din adına köle yapıyorken bu cahil insanlar kimin ve neyin için bu hizmetleri yaptıklarından bihabermiş.

Gelen ziyaretçiler, “Kardeşlik Cemiyeti üstadının” kaç tane olduğu bilinmeyen eşleriyle tanışır ve günahlarından arınmak için bu eşlerden biriyle tanrıya tövbe istiğfar ederlermiş.

Yüce üstat, dini lider, evinden çıkıp beş vakit, namazını kılmak için tarikatın özel camisine  geçerken anonslarla üstadın camiye geçtiği duyurulurmuş.

Bütün kadınlar koşarak, üstadın evinden camiye geçişini görmeye giderlermiş. 10-15 metre arası olan cami ile üstadın evi arasında döşenmiş düz beton zeminde beyazlar giymiş iki müridi tarafından tekerlekli arabasının arkasından itilerek camiye götürülen beyazlar giymiş,  beyaz sakallı üstat  evinin kapısından çıktığında çığlıklar koparmış.

Evin önündeki düz beton zeminin iki alt basamağına, boş beton alanda yere yayılmış  kadınlara "başlarınızı kaldırmayınız" diye bağıran diğer mürit kadınlar, belli bir sertlikle, diğer kadınları ev ve cami arasında hizaya getirirlermiş.

Başları yerde oturan kadınlar, üstat çıktığında ayılıp, bayılır, üstadımız diye bağırarak feryat figan ederlermiş. 

Bu insanlar, “Kardeşlik İnancı” içinde kendilerinin göğe yükseldiğini hisseder, bu beyaz sakallı, özürlü sandalyesinde oturan adamı da ilahlaştırarak, tanrılaştırarak kardeşliği  bulmaya ve inançlarına ulaşmaya çalışırlarmış. 

Bu inanç ritüelleri esnasında çalışmayı, üretmeyi, akli melekelerini yerine getirmeyi unutan insanlar gelecekte karşılaşacakları uluslar arası tehditlerden habersizlermiş.

Ülkenin, “Ulu Önderi”, ülkeyi yeniden bölmek isteyen ve Cumhuriyet’e karşı ayaklanma çalışmaları içerisinde bulunan "Kardeşlik İnancı" Localarını, tarikatları, tekke ve zaviyeleri zamanında kapattırarak, kendilerine ilerlemelerinde ve toplumun daha fazla kesimine ulaşılmalarında yıllar kaybettirmiş.

Bunun intikamı sessiz ve derinden alınmaya çalışılmakta, dini inançların eğitim yeri olduğu söylenen tarikatların, tekkelerin, ve burada müritliği kendi dini anlayış kurallarıyla yaymaya çalışan şeyhlerin, Şıhların sayısı her gün ülkede sinsice artmaktaymış.. .

KARDEŞLİK LOCASI, bu bölgede arsaları tehdit ve taciz ile alıp, kooperatifleri kurarken, üstat birlikleri, üstatların aileleri adına kurulup, şehrini genişletirken, marketlerinde, alış-veriş merkezlerinde daha çok  satış yaparken, zavallı fakir halk bir tas lapa çorbası içmiş, bir parça kuru ekmek yiyerek burada tanrıya yakın olmanın inancında, “Kardeşlik İnancı” ile sömürüldüğünü farkında olmamış.

Zavallı “Kardeşlik Müritleri”, kadınları; ülkenin tüm ilçelerinden insanları otobüslere  doldurup, “Kardeşlik İnancı” adı altında bu büyük “Kardeşlik İnancı”, şehirlerine getirip, bir tas lapa  çorbası yedirip, günah çıkarma ritüeli yaparken geçmişte kanla kurulmuş bu ülkeyi yeniden kanla yıkmayı düşünenlere hizmet ettiklerinin farkında değillermiş?

Hikayeleri gerçekler ile birleştirdiğimizde, yıllarca Müslümanları ancak kendi dinleri ile ayrıştırıp, yıkabilirsiniz diyen uluslararası misyonerler cemiyetlerinin oyunları acaba bu ülkede hedefini bulabilecek mi?

Kardeşliği, gerçekten kardeşlik sanarak, bir tas lapa çorbası ve kuru ekmekle kardeşlik mertebesine yükseldiklerini sananlar; mutlu, gururlu tebessümleriyle bu locaya yeni müritler katmaya devam ediyorlar…

Duyduğum duyumlara ve incelediklerime göre gençler bu tarikatlar tarafından eğitiliyor ve yetiştiriliyor. Akıllı gençlerimizin, özellikle tüm eğitim edinim masrafları karşılanıyor ve bir kamu kurumuna yerleştiriliyor.

Müritler yaptıkları aktiviteden öyle haz duyuyorlar ki, tarikata, tekkeye, zaviyelere götürdükleri ve ya üye yaptıkları her yeni müridin karşılığında, kazandıklarıyla edindikleri son model arabalarıyla fakirleşen halkın arasında dolanıyor, makarna kesip, dolma yapıp, ikinci el kıyafetleri satarak, kardeşliğin güçlenmesi için yeni kaynaklar yaratıyorlar. Böylece menzile ulaşmayı yeni hedef olarak görüyorlar.

Normal zamanlarda lapayı yemek olarak kabul etmeyenler, kuru ekmeğe dudak bükenler, o kuru ekmek, sulu, yağsız lapa için ülkelerini satmaya devam ettiklerini fark ediyorlar mı acaba?

Belediye başkanları tarafından yapılan bir organizasyonla Şıh’a götürülen ve sarhoşluklarından Şıh’ın duasıyla kurtulacağını sanan içki düşkünü sefiller, menzile yöneldiklerinde ve  bu sevgi inancı localarını ziyarete gittiklerinde, el etek öpüp, bağış yaptıkları bu üstatların gelecekte bu ülke için  kimler adına neler yapabileceklerini hiç düşündüler mi acaba?

Yarın, bu ülkeye yapılacak yeni bir kalkışmada, bu ülkenin halkına doğrulacak silahın onların yaptıkları bağışlar sonucunda ateş alabileceğinden haberleri var mı acaba?

Evet, kadınlar; İstanbul’dan, Ankara’dan, Eskişehir’den Mersin’den yurdun her yerinden  ilçelerden toplanıp, binlerce hediyelerle, bağışlarla, tanrıya sirk koşup kendi başınıza yapamadığınız dualarınızı yeni bir ritüelde, mabetleştirdiğiniz tarikatlarda yapmaya devam edin. 

Kendi başınıza tövbe istiğfar yapamadığınız için, araya aracı koyup, günahlarınız için şeyhin 2.,3. karılarıyla beraber tövbe istiğfar yapın. Bunu yaparken de daha büyük bir günah işlediğinizi asla unutmayın. Asla!!!

23 Aralık 1930 yılında, zikirler çekerek çevrelerindeki insanları tehdit edip, “Şeriatı getireceğiz” diyerek isyan başlatmaya kalkan çember sakallı, sarıklı ve cübbeli, dördü silahlı altı kişi tarafından hunharca başı kesilen ve başı bir sırığa takılarak halkı korkutmak için dolaştırılan gencecik yedek subay öğretmen, Mustafa Fehmi Kubilay’ı ve yardımına koşan bekçiler, Hasan ve Şevki’yi,

Ve yine 15 Temmuz kalkışmasında Boğaz Köprüsünde, kalkışmayı bahane ederek, üssünün söylediklerini uygulamak zorunda kalan gencecik bir askerin yine benzer tarikata mahsus bu sakallı adamlar tarafından boğazının bir resim bıçağıyla kesildiğini unutmayalım.

Bizimle, tanrı arasındaki inançlarımız bizi bağlarken  başkalarını inançlarımıza uymadı diye zorlamak, sistemi kendi inançlarımızı uygulamak adına “istibdat” ile yönetmeye kalkmak ve ya zorlamak bağnazlığın ve yobazlığın en korkuncudur.

Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, “Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”

Yarın “Laik Türkiye Cumhuriyeti” ‘ne karşı sıkılacak her kurşunun hesabını, hala bu kör karanlık içinde olanlara, bir Cumhuriyet kadını olarak sormasını da  bilirim. Cumhuriyet katili olabileceklere Cumhuriyete karşı göğsümü siper etmesini de…

 

TÜM  BU AYDINLIK GÖRÜNEN KARANLIK OLUŞUMLARI YATTIĞI YERDEN İZLEYEN ULU ÖNDERİMİZ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK  BOŞUNA SÖYLEMEMİŞTİ.

UYUYAN MİLLETLER YA ÖLÜR YA DA KÖLE OLARAK UYANIR.

 

 

Bu makale 1046 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI