YENİSAYFA TV
09-11-2019
Gülay KARAOĞLU

Gülay KARAOĞLU

TRAJEDİYLE SONLANAN UMUT GEMİSİ (Previous) 2

O zamanlar, Türkiye’de yaşayan bir Yahudi Simon Brod bazı Türk yetkililere rüşvet vererek üç günde bir motoruyla gemiye yiyecek göndermeyi sağladı. Bu yiyeceklerin parası Amerika Yahudileri tarafından karşılandı. Gemidekiler bir nebze olsun rahatlamışlardı çünkü çocuklar açlıktan kurtulmuşlardı.

62 gün sonra durum gemideki insanlar için korkunçtu. İngiltere sonunda yaşları 11 ile 16 arasında olan 28 çocuğu almaya karar verdi. Fakat Türkiye bunu kabul etmeyerek 28 çocuğun gemiden ayrılmasına izin vermedi. İstanbul’da ezan sesleri duyulurken 769 kişi, 28’i çocuk herkesin gözü önünde ölüme terk edilmişlerdi.

İstanbul kıyısında demirlemiş gemideki insanlar beyaz bir çarşafa “Kadınlara Yardım Edin” diye yazmakla kendilerine ölüm fermanını çıkarmış oldular.

O gece 200 Türk Polisi gemiye girdi, sadece çarşafı parçalamakla kalmadı, gemideki herkesi kanlar içinde kalıncaya kadar dövdüler, erkeklerin çoğunu geminin alt kısmına kilitlediler. Diğerlerini de kapatabildikleri bütün boşlukları kapatıp, geminin bir bölümüne hapsettiler. Yapabildikleri kadar geminin duvarlarına hasar verdiler. Gemiyi Türk römorkörünün arkasına bağlayıp Karadeniz’in derin karasularına doğru çektiler ve orada bırakıp döndüler.

Umut Gemisi 769 Yahudi’yle beraber Karadeniz’in azgın dalgaları arasında ölümü bekliyordu, artık sona geldiklerini biliyorlardı. Çocukların gözlerindeki korku ve ne olacak endişesi, bekleyiş… Her bir anne baba için ölümden daha beterdi. Her saniye kahroluş… Çocuklarını, o küçük yürekleri kaybetme, koruyamama duygusu ve onları kurtaramamak… Yapmak istenilen onca şey, hayaller ve geçmiş hepsi gözlerinin önünden geçiyor ve yapılabilecek hiçbirşey yoktu, dua etmekten başka…

Kurtulabilecekler miydi acaba? Belki, son anda bir mucize, bir kurtarıcı…

Çaresizce ölümü kabul etmek.

Orada tam olarak ne olduğunu henüz bilmiyoruz. Türkiye’nin temelsiz, aslı olmayan, güvenilmez resmî beyanına göre, bir Sovyet denizaltısı art arda sinyaller göndermiş, hiçbir cevap alamayınca, geminin düşman gemisi olduğunu düşünerek bombaladığı hikâyesini uydurdu. Bu yine bildiğimiz-tanıdığımız turkuaz bir hikâyeden başka bir şey değildi…

14 Aralık 1941’de başlayan yolculuk, 24 Şubat 1942’de, Karadeniz’in azgın sularında son buldu. 769 insandan sadece bir kişi, David Stoliar adında bir genç kurtulabildi.

David kurtarılmadan önce o buz gibi soğuk denizde umutsuzluk içinde cebinden bir bıçak alıp el damarlarını kesmek istediğini, ama soğuktan parmakları cep bıçağını açacak kadar güçlü olmadığından yapamadığını hatırlıyordu.

Yaşamak istemiyordu, gözlerinin önünde umut yolculuğuna başladığı herkes yaşamını yitirmişti, tüm umutlar denize gömülmüştü.

19 yaşındaydı… Kurtuluş öyküsü hâlâ karmaşık bir korku destanı. Onun geminin bir personeli olduğunu zannederek kurtaran bir Türk gemisinin peki o yakınlardaki görevi neydi? Yoksa geminin batmasına sebep olan top atışlarını bu gemi mi yapmıştı? Tamamen battığından emin olmak için mi bekliyordu?

O günlerde ve akabinde herkes komünist Sovyetleri suçladı. Fakat Hitler’in Almanya’sından daha fazla destek elde etmek amacıyla 769 insanın can verdiği o günlerde, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Refik Saydam’ın:

“Türkiye istenmeyen insanlara yardım etmeyecektir. Bizim izlediğimiz yol budur. Kendilerini bu sebepten İstanbul’da alıkoymadık.” diye yaptığı açıklamayı unuttular.

Uzun yıllar Türkiye’de hiç kimsenin bu vahşet hakkında yazmasına, araştırma yapmasına veya herhangi bir şey yayınlamasına izin verilmedi. Film şirketi Umut Sanat (Umut Sanatı) 1990 yılında bir film çekmek istediğinde izin alamadı.

2000 yılında gemi elemanlarından birinin oğlu olan bir İngiliz, Greg Buxton, denizin altındaki enkazı araştırmak istedi. Fakat Türkler izin vermedi.

Birkaç yıl sonra, bir firma sonunda izin aldı tabii ki rüşvetle ve gerçekten 70–80 m derinlikte geminin bazı parçalarını buldular. Türkiye kıyılarından sadece altı mil uzakta- yani Türkiye karasularında…

Bu makale 30 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI