marmaris yeni sayfa
02-06-2021
Gülay KARAOĞLU

Gülay KARAOĞLU

YEŞİL ELMALAR-I

 

Pazar sabahı güneşin erken ışıklarıyla gözlerimi açtığımda

hafif açık camdan gelen çiçek aromaları ile mest oldum.

Elime bir bardak kahve alıp balkona çıktım. Denizin hafif

dalgalı sakinliği, rüzgârın yüzümü okşayan dokunuşu

arasında sabah haberlerini izlemek üzere köşeme

mutlulukla oturduğumda içimdeki yaşam enerjisinin

yüzüme yansıdığını hissediyordum.

İlker Karagözün konuğu Deniz Zeyrekti. Her ikisinin

samimi, sohbet tadındaki eleştirileri, Türkiye’deki

ekonomik sorunları dostça ve bazen üzüntü ile

sunuşlarını, açıklamalarını izlemekten mutlu olurum.

Topluma ne kin aşılarlar, ne de nefret. Bildikleri

gerçekleri anlatmaya çalışırlar. Huzurla bu ikiliyi

dinlemekten zevk alırım.

Konuşmalar arasında geçmişte bir buğday ülkesi olan

Türkiye’nin iyice ithal bataklığına gömüldüğünü ve

bizden un ithal eden Rusya’nın konu ile ilgili bir

uzmanımızı da ithal ettiğini ve artık kendi buğdaylarını

kullanarak un ithalatını keseceklerini öğrendim.

Buğdayın ülkesi Türkiye yabancı tohumların esiri

olmuştu. Toprakları yabancı tohumlarla kirletilmiş, özel

hazırlanmış, verimi düşüren tohumlarla üretimi

engellenmiş, kısırlaştırılmış topraklarda maliyeti artıran,

yan etkilerle köylünün, üreticinin üretimi engellenerek

devlete bağımlı hale getirilmiş ve tamamen çiftçi,

Rençber yok edilmişti. Ve böyle bir sistemde kaçınılmaz

son; Başka ülkelerin yeşil elmalarının ithalatı bizim

ihracatımızın önüne geçiriliyor, ithalat uygulamaları

kolaylaştırılıyordu.

 

Herhangi bir savaşta, işgalde, ekonomik yoksunlukta,

hastalıkta kapana sıkışmamız için daha ne yapılması

gerekiyordu? Ne yapmamız, ne kadar uyumamız

gerekiyordu?

Ekonomik girdi ve çıktılar sonucunda, KORONA

KAPANININ yol açtığı yoksullukta karşılaştığımız gibi;

Gelecekte karşılaşabileceğimiz her türlü ihanetlerde ve

saldırılarda bizi ayakta ve dik tutacak tek unsurumuz

tarım ve tarım girdileri.

Ne oldu bizim güzel bağlarımıza, Ne oldu bizim güzel

üzüm bahçelerimize, meyve bahçelerimize,

Ne oldu kuraklıkla yok olan yok edilen bereketli

tarlalarımıza…Ne oldu üretken, çalışkan köylümüze…

KORONA KAPANINDA sıkıştığımızda bahçelerimizde

Rençber olabilmek varken, mini bahçelerimizde tazeliğin

özüne ulaşmak varken, Çin’den gelen salatalıklara mı

muhtaç kalmalıydık.?

Fransa’dan getirilen yeşil elmaları mı yemeliydik?

Geçmişte dalından koparırken yediğimiz o ekşimsi

elmalarımız özünü kaybederken bizler hangi dünyada,

hangi yollarda gelişmişliğin, sahte çağdaşlığın özünü

bulmaya çalışıyorduk.

KIRSAL KALKINMA;

Ekonomiyi bilmeyen, tarlada zorluğu görmeyen,

Rençberlik yapmamış, toprağa dokunmamış, belki de o

ağaçtan o yeşil elmaları koparma mutluluğuna ermemiş,

aç kalmamış, babalarının oğulları, kızları olan siyasilerin

yaptıkları “Kırsal Kalkınma Planlamaları” ‘yla

“TOPRAĞIN YAŞAMINI”, “VARLIĞINI” bilinçsiz

 

çalışmalarla yokluğa çeviren beyinlerin küçük cep

hesaplarında yok olmaya devam mı edecekti?

YEŞİL ELMALAR’ımız koparılmadan dalında mı

çürüyecek?

Köylü televizyonun karşısında evine hapsolup, küçük

getirilerde, elektrik masrafından, su masrafından

korkarak iyice yokluğa mı gömülecek?

Cevaplar ve Sorular; O kadar çok yapılacak iş var ki.

EY HALKIM UYAN,

YEŞİL ELMALARIN HALA AĞAÇTA TOPLANMAYI

BEKLİYOR. Kötü kalpli cadı ağaçlarınızda kalan son yeşil

elmaları toplamadan yolunuzu ışığınızı arayın.

Kırsal kalkınma hamlelerinizi misyoner ağalara karşı

toprağınıza ve bahçelerinize sahip çıkarak başlatın. Her

yokluğun bir varlığı olduğunu ve her sorunun arkasında

bir çözüm olduğunu unutmayın.

Yeşil taze elmalarını, bahçelerini, toprağını koruyamayan

bir halkın varlığını devam ettirmesi, özüne ulaşması ve

gelecek nesillerinin özgürlüğünü korumaları mümkün

müdür.?

DİLEĞİM;

Kendi topraklarında başkalarının ürettiği yeşil elmalara

muhtaç olanlar, gelecek nesillere bıraktıkları köleliğin

vicdanı sorumluluğunu da inşallah taşırlar.

Uyanamayan milletler kendi topraklarında başkalarının

ürettiği çürük yeşil elmalara köle olmaya mahkûmdurlar

Bu makale 401 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI