marmaris yeni sayfa
27-07-2019
Mehmet Korkmaz

Mehmet Korkmaz

RAKI KÖFTE

O yıllarda Bursa'da kalıyor, sahiller için toptana mal hazırlıyordum. Yıl galiba 1998 idi. Bir kış günü Bursa eski garajı yakınlarında bir köftecinin önünden geçiyordum. Camekanlarının tamamı beyaz kupür dantelli perdelerle kaplı bu köfteci; dışarıdan baktığında dahi sıradan bir köfteci gibi durmuyordu. Meraklı gözlerle kapıdan içeri baktığımda buranın gerçekten sıradan bir köfteci olmadığını gördüm.
Masaların tamamı hemen hemen doluydu. İlk bakışta masalardaki köfte tabaklarından çok rakı şişeleri ve rakı bardakları fark ediliyordu. Masalarda oturan herkes biri birine laf yetiştiriyordu. Ve galiba; alkolün de etkisiyle konuşmalar fısıldaşmadan çok yüksek perdeden muhabbet şeklindeydi. Tüm masalarda yüksek perdeden muhabbet olunca kapıdan duyduğunuz acayip bir gürültü oluyordu. 
Karnım çok aç olduğu için mi yoksa rakı kokusu (halbuki rakıyı hiç sevmem, hele rakılı anason kokusundan hiç hoşlanmam) ve gürültülü muhabbet mi çekti beni içeri bilmiyorum. Ama bu ortamda canım müthiş rakı istedi. Garson çocuk bana arkada bir yerlerde bir masa buldu. "Rakı ve köfte" dedim çocuğa. 
Garson çok gecikmedi. Önce bir duble rakı ve bir sürahi suyla geldi masaya. Sonra bir tabak köftemi getirdi. Allah'ı var köfteler çok lezzetliydi. Ben içmekten çok etrafı seyrediyordum. Bir; biri birlerine bir şeyler anlatan insanlara bakıyor; bir; gerisini suyla doldurduğum bir dublelik rakı bardağına bakıyordum. Birkaç köfte yememe rağmen henüz bardağım geldiği gibi duruyordu. En sonunda açtım ağzımı yumdum gözümü rakı bardağını ağzıma götürdüm. Aslında şu ortamda rakının tadının değişeceğini; bir duble, iki duble derken içtiğim kadehlerin sayısını unutmayı hayal ediyordum içeri girerken. Ama tat aynı tattı. Hiç değişmemişti. Ağzıma aldığım zaman ağzımı yakıyor; sonrasında burnumda hissettiğim kesif anason kokusu ağzıma aldığım rakının boğazımdan geçmesine izin vermiyordu. Ama ben zorla da olsa ağzımdaki rakıyı köftelerin de yardımıyla mideme indiriyor yaşarmış gözlerimle etrafa garip garip tekrar bakıyordum.
Köfte tabağımdaki köfteleri bitirmiş rakı bardağımın yarısı hala dolu; köfteci dükkanını terk ederken alkolle olan dostluğumun galiba bundan öteye gitmeyeceğini düşünüyordum..
Neden mi anlattım bu hikayeyi? Bu benim yazmayı denediğim ilk yıllarda bir yerlere not aldığım bir anı. Nedense bu yazıyı çok beğenmiştim. Gerçi hala beğeniyorum. 
IŞİD denilen ne idiğü belirsiz katiller sürüsü; Irak’ın Musul kentindeki büyükelçiliğimizi işgal edip kırk dokuz büyükelçilik görevlisi ve ailelerini rehin alalı kırk iki gün oldu. Bu konuyu konuşma ve yazma yasağı var. Ama üç beş çapulcunun kırk dokuz elçilik görevlimizi rehin alma gerçeğini değiştiremiyoruz. Sanki Türkiye Cumhuriyeti diye bir ülke yokmuş, tarihte de hiç olmamış gibi. Sahi bizim Gazze kaplanı üstelik de şu anda cumhurbaşkanı adayımız başbakanımız neden bu konuyu hiç ağzına almaz.. Gazzeye atılan bombalar, öldürülen kadın ve çocuklar.. IŞİD’in Türkmen kadınlarını topluca katletmesi.. Konu çok ama bu sıcakta bunları yazmayı içim elvermiyor. Bu hengame arasında ben içmeyi beceremesem bile köfte rakı iyi gitti.

Bu makale 932 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI