marmaris yeni sayfa
07-01-2020
Mehmet Korkmaz

Mehmet Korkmaz

"ZAHİD ÖLDÜ" DEDİLER..

Zahid Enginle Salihli Lisesi Orta kısmında okurken tanışmıştık. O zamanlar ben on dört yaşlarında orta son sınıf öğrencisiydim. Ders yılının hemen başında okulumuzun "devlet parasız yatılı" kısmına yirmiden fazla yeni öğrenci gelmişti. İşin güzeli on ya da on iki öğrenci Muğlalı hemşehrimdi. İsimlerini tek tek sayamam şimdi. Ama aklımda kalanlardan ikisi şu anda hayatta olmayan Algı köyünden Mehmet, Pisi'li Orhan'dı. Yaşayanların yarısının ismini hatırlıyorum, yarısını hatırlamıyorum. Hatırlamadıklarıma saygıdan hatırladıklarımı da yazmıyorum.
Gelenlerden biri de Zahit Engindi. Yaşına göre iri yarı gürbüz, apalak bir çocuktu. Genellikle gülümseyerek bakardı. Somurtkan halini pek hatırlamam. Zahitle birlikte rahmetli babamı ve onunla beni Salihli Lisesine götürüşü aklıma geldi. Babam Mustafa Korkmaz, ne iyi yürekli adamdı o. Beni okula teslim etmeden önce, sanıyorum bir öğle vaktiydi ve karnımız açtı. Pencereleri açık ve kocaman bir kapısı olan salaş bir sulu yemek lokantasına girmiştik. Babam yemek seçmemi söyledi. Hayatımda hiç lokantaya girmemiştim. Benmari üzerindeki yemekleri zar zor yetiştiğim boyumla inceliyor bir türlü karar veremiyordum. Kendine bamya, bana da muhtemelen etli bir yemek söyledi babam. Yemeklerimizi yedikten sonra Salihli Lisesine götürdü beni. O zamanlar pek moda olan "Eti sizin kemiği benim"le teslim etti babam beni nöbetçi öğretmene..
O ara nöbetçi öğretmen bize öğrencilerin kaldığı yatılı kısım yatakhanesini gezdirmişti. Ve babamın rahat olmasını, çocukların emin ellerde olduğunu anlatmaya çalışmıştı. Ayrılık vakti geldiğinde ellili yaşlardaki babam on bir yaşındaki beni havaya kaldırıp göğsüne sarmış ve yere bıraktıktan sonra iki yanağımdan öpüp hızla sırtını dönüp uzaklaşmıştı. Ardından bakakalmıştım. Ama onun ceketinin eline yakın kısmıyla gözyaşlarını silerek gittiğini fark edebiliyordum. Babam hüzünlenip ağlarken bu ayrılık bana sanki bir oyun gibi gelmiş ben hiç ağlamamıştım..
Yatılı kısımda iki büyük yatakhane vardı. Üç de olabilir tam hatırlamıyorum. Tüm yataklar iki katlı ranza ve yatakhaneler kocamandı. Muhtemelen orta kısımda okuyanlarla lisede okuyanlar ayrı yatakhanede yatıyorlardı. Bir de etütlerimiz vardı. Okul dağıldıktan ve akşam yemeği yenildikten bir ya da iki saat sonra başlar gece on bir gibi biterdi. Bir de sabah erkenden kalkar aç karna bir saat etüt yapardık. Benden iki sınıf altta hemşehrilerimle birlikte etütlere girerdik. Kısa boyumla onların üzerinde hayranlık uyandırma şansım yoktu. Ama iki yaş büyük abileri olduğum için hepsi de bana saygı duyarlardı. Benden uzun boylu ve iri yarı olmasına rağmen Zaid'in bana karşı özel bir ilgisi olduğunu fark ederdim hep.
Yıllar yıllar sonra Zahid'le Marmaris'te karşılaştık. O da Ulaya bağlı Döğüşbelen köyünden olmasına rağmen benim gibi Marmaris'e yerleşmişti. Çok sık olmasa bile arada bir karşılaşıyor ayak üstü kısa sohbetler yapıyorduk. Bana hayranlığının nedenini o kısa süreli sohbetlerden birinde anlatmıştı. Bir akşam Salihli Lisesinde etüt saatlerinden birinde lise son sınıftan özellikle etüt sorumlusu bir ağabey beni dövmeye kalkışmış. Ben de o beni dövmek için bana hızla yaklaşırken demirden kömür küreğini elime almış hızla sıranın üzerine çıkıp demir kürekle kafasına vurmuşum. Neredeyse benim iki katı büyüklüğümdeki o çocuğun kafasını al kanlar içinde bırakmışım. Ve hastahanede kafasına ondan fazla dikiş atmışlardı. O gün benden hem korktuğunu hem de bana hayran kaldığını söylemişti. Doğruydu öyle bir hadise yaşamıştım. Üzülerek yeisle hatırlarım hep o anı.
Son zamanlarda Marmaris'ten çok Döğüşbelende yaşar olmuştu. Marmaris'e geldiği zamanlar bir şekilde yine karşılaşıyor havadan sudan sohbetler ediyorduk. On sene önce by pas kalp ameliyatı olduğunu sağlam bünyesi sayesinde ve sürekli yaptığı yürüyüş sporuyla hayatta kaldığını anlatmıştı birinde. İri yarı vücudu olmasına rağmen sağlıklı biriydi Zahid.
"Zahid öldü" dediklerinde hem çok şaşırdım hem de hiç şaşırmadım. Onca kilosuna rağmen yaptığı sporlarla çok sağlıklı görünüyordu ve bir şekilde sağlıklı kalmayı beceriyordu; bu doğru, ama yemeğe karşı olan aşrı düşkünlüğü onun en büyük zaafıydı.
Zahid öldü. Zahid'le beraber benim de çocukluğumdan bir şeyler öldü sanki. Ve içimden bir şeyler koptu gitti hayata dair Zahidin ölümüyle. Etrafımızda sevdiğimiz insanlar yaşlı ya da genç bir bir ölüyorlar. Hayat ölümü sıraya koymuyor. Yaşa falan da bakmıyor.
Ölüm hayatın değişmez gerçeği ve soğuk yüzü. Aramızda hiç ölmeyecekmiş gibi dünya malına sarılıp tamah edenler çok. İşin kötüsü hemen hemen her ailede var bunlardan. Bir gün bakıyorsun ki ölüvermişler. Yanlarında götürecekleri bir şey yok. Mezar; mal mülk, ev araba kabul etmiyor. Zahid onlardan biri değildi. Güler yüzüyle hatırşinas oluğu kadar dünya nimetlerini paylaşmayı da severdi. Güle güle Zahid. Işıklar içinde uyu. (Orası karanlık, ışık falan yok, ama nedense insanlar ölünün ardından böyle olması imkansız bir temennide bulunurlar..)

 

Bu makale 53 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI