Siyaset

Dışişleri Bakanı Fidan, Trump’ın Gazze planını "akıl tutulması" olarak nitelendirdi

Dışişleri bakanı fidan, trump’ın gazze planını "akıl tutulması" olarak nitelendirdi

Dışişleri Bakanı Fidan, Trump’ın Gazze planını "akıl tutulması" olarak nitelendirdi
26-02-2025 22:35

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze planını "akıl tutulması" olarak nitelendirerek, "Bunu savunan dünyada herhalde iki ülke çıkar. Bir ABD, bir İsrail. Onun dışında dünyanın geri kalanı buna karşı. Bu, akıl tutulması" dedi.


Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar merkezli Al Jazeera Arabic’te gazeteci Ali el-Zafiri’nin sunduğu Al-Muqabalah (Söyleşi) programına röportaj verdi. Bakan Fidan, programda Türk dış politikası, Orta Doğu’daki son gelişmeler, İsrail’in Suriye’nin güneyindeki eylemleri, Gazze’deki ateşkesin durumu, Ukrayna’ya ilişkin müzakereler ve Sudan’daki iç savaş dahil birçok güncel konuda açıklamalarda bulundu. "Müslüman ülkelerin birbirleriyle bir husumet ilişkisi içerisinde olmasını doğru bulmuyoruz"


Türk dış politikası ve Türkiye’nin çevre ülkelere yönelik yaklaşımına ilişkin bir soruya cevabında Bakan Fidan, "22 yıldır Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde bir AK Parti yönetimi var Türkiye’de. Cumhurbaşkanımızın gerçekten çok güçlü bir liderliği var. Belli dönemlerde bölgesel değişikliklere, uluslararası değişimlere paralel olarak farklı politikaları gündeme getirdiğimiz oldu. Fakat esas itibarıyla bizim politika tercihlerimiz, yöntemimiz hep aynı. Birincisi bizim görmek istediğimiz, bölge ülkelerinin kendi sorunlarına kendi sahip çıkması. Biz bölge ülkeleri olarak büyük bir dayanışma içerisinde kendi bölge sorunlarımızı kendimizin çözmesi. Yoksa dışarıdan bölgeye hegemon geldi mi, geldiği zaman bu büyük bir maliyet üretiyor. Çoğu zaman da geldiği zamanla gittiği zaman arasında büyük bir fark oluyor. Genelde gittiği zaman problemler daha çok oluyor. Dolayısıyla artık bölge ülkelerinin büyük bir dayanışma içerisinde kendi bölgelerinin sorunlarını çözmesi lazım. İkincisi, bölgesel sahiplenmenin dışında, kazan-kazan politikası. Cumhurbaşkanımız da bunu çok sık vurgular. Şimdi sadece kendi menfaatinizi düşünmeniz doğru olmaz. Komşularınızın, diğer ülkelerin de menfaatini düşünmeniz lazım ve herkesin menfaatini dikkate alan bir politika üretmeniz lazım. İkinci şiarımız bu. Üçüncüsü, biz bölge ülkelerinin, Müslüman ülkelerin birbirleriyle açıkçası bir husumet ilişkisi içerisinde olmasını doğru bulmuyoruz. Yani bizim bölgemizin tıpkı Avrupa Birliği gibi, tıpkı diğer uluslararası platformlarda olduğu gibi kendi içinde dayanışma sergileyebilmesi, modern zamanlardaki ekonomik sorunlarını, kalkınma sorunlarını, güvenlik sorunlarını halledebiliyor olması gerekiyor ve bu yönde dış politikamızı ilerletiyoruz açıkçası" dedi. "Öncelik, savaşların durması"


Türk dış politikasının önceliklerine ilişkin bir soruya Bakan Fidan, "Şu anda geldiğimiz noktada Türk dış politikasının bir numaralı önceliği bölgemizdeki yani Orta Doğu, Kafkaslar, Balkanlar, Karadeniz, Akdeniz olmak üzere Ege de dahil çatışmaların yatışması, savaşların durması, istikrarsızlık ortamının ortadan kalkması. Bu olduğu zaman ekonomik kalkınma ve halka temel hizmetleri götürmek daha kolay olur" şeklinde cevap verdi. "Maalesef hala mezhepçiliği öldüremedik"


Orta Doğu’daki sorunun ne olduğuna ilişkin soru üzerine Fidan, "Temel noktalarına baktığımız zaman tabii bir tarihsel geçmiş var. İkincisi, bölge ülkelerinin tabii ulus devlet olma yaşları biraz daha erken. Yani Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ulus devlet hüviyetini kazanmış olan devletler var, ondan biraz daha önce olanlar var. Şimdi hem bu devletler içerisindeki dengelerin, sistemin oturması hem de bunların birbirleriyle olan tarihsel sorunlarını halledip modern birer aktör olarak birbirleriyle iletişim geliştirmesi biraz zaman aldı. Esas itibarıyla ben bugün geldiğimiz noktada bölge ülkelerinin gerek Körfez olsun gerek Ürdün, Mısır, Türkiye, İran, Irak, Suriye çok büyük bir işbirliği potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Herkes birbiriyle çatışarak, hegemonla işbirliği yaparak nereye kadar gidilebileceğini, gidilemeyeceğini açıkçası gördü. Artık bizim bir araya gelip hep beraber kendi sorunlarımızı çözüp, kendi bölgemizde birbirimizden emin olduğumuz bir platformu oluşturmamız lazım. Şu anda bölgede açık kalan birkaç tane sorun alanı var tabii ki. Bunların başında özellikle İsrail yayılmacılığının oluşturduğu büyük bir problem geliyor. Bölge ülkeleri büyük bir kriz altında. İkincisi hala maalesef bölgemizde mezhepçiliği öldüremedik. Yani mezhepçilik, Sünni-Şii bölünmesi hala İslam dünyasının kalbinde, bölgemizde büyük bir sorun olarak devam ediyor. Bu tarihsel fenomenin, günümüzde ulus devlet olmuş Arap ve Müslüman ülkelerin dış politikalarında tercih unsuru oluyor olması aslında bizim biraz kusurumuz. Yani bizim bu zamanlarda 21. yüzyılın Müslümanları olarak bu sorunu aşmış olmamız gerekiyordu ama hala aşılamadı" dedi. "Herkesin milli iradesine saygı gösteren bir dış politika izliyoruz"


Bölgedeki üç büyük aktörün Türkiye, İsrail ve İran olduğu ve bölgenin bu üç ülke tarafından şekillendirildiği yönündeki iddiaları değerlendiren Fidan, "Ben bu önermeye çok fazla katılmıyorum açıkçası. Yani Türkiye’nin, hangi aktörün bölgeye ne kadar, hangi türden etki ettiğine bakmak lazım. Biz mümkün olduğunca diğer aktörlerin de tavırlarını değerlendirerek, şunu söylemek istiyorum. Yapıcı, başkasının güvenliğini tehdit etmeyen, herkesin toprak bütünlüğüne saygılı, ekonomik kalkınmayı hedef alan, herkesin milli iradesine saygı gösteren bir dış politika izliyoruz. Şimdi burada, diğer taraftan Soğuk Savaş döneminden itibaren bölgede hüküm süren terör örgütleri, özellikle PKK’nın varlığı da maalesef bir realite. Buna karşı yürüttüğümüz bir mücadele var. Irak’ta işgalden itibaren kalan bir ortam var. Suriye’de iç savaştan itibaren kalan bir ortam var. Şimdi bunların hepsini hesaba katarak bir adım atmak gerekiyor. Ama günün sonunda bizim hedefimiz çatışmaların azaldığı, terörizmin olmadığı, herkesin toprak bütünlüğünün sağlandığı, Filistinlilerin devlet sahibi olduğu bir bölge görmek" dedi. "Gel iki devletli çözümü kabul et"


İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Suriye’nin güneyine ilişkin açıklamaları hususundaki soru üzerine Fidan, "Şimdi bu açıklamalar son derece talihsiz açıklamalar. Aslında, Netanyahu hükümetinin baştan beri yürüttüğü politikayla örtüşen açıklamalar. Netanyahu hükümeti İsrail’in güvenliğini iki devletli çözümde değil de İsrail’in bölgede yaygınlaşmasıyla, yayılmacılığıyla görüyor maalesef. Biz ona söylüyoruz, Müslüman ülkeler olarak, Arap ülkeleri olarak hep beraber diyoruz ki şu anda zaman bu zaman. Gel iki devletli çözümü kabul et. Hem Arap ülkeleriyle hem diğer Müslüman ülkelerle barışını yap. Sen de güvenliğini hisset, diğerleri de. Fakat, Filistinlilere devlet vermeyi bırakın, Filistin topraklarını ilhak edip onun da ötesinde Lübnan’ı, Suriye’yi işgal etmeye yönelik planları olduğunu görüyoruz. Ve bütün bunları yaparken de açıkçası İsrail’in güvenliği adı altında yapıyor. Bununla da kalmıyor, Mısır’ın, Ürdün’ün ve hatta buranın ötesindeki diğer Arap ülkelerinin, potansiyel tehdit gördüğü bütün ülkelerin savunma, güvenlik ve politika konularına, ekonomi konularına çok yakından bakıyor. Bunların mümkün olduğunca bastırılması, ileriye gitmemesi, belli yetenekleri elde etmemesi konusunda da hassasiyet gösteriyor. Bu dengeyi siz ilanihaye götüremezsiniz. Sonsuza kadar bunu yapamazsınız. Şimdi ABD size yardım ediyor bu konuda, bu yanlış politika konusunda ama bu politika sürdürülebilir politika değil. Onun yerine, gelin Arap ülkeleri hazır, Türkiye hazır, iki devletli çözümle siz hem kendinizi rahat hissedin, güvende hissedin hem de bölge rahat olsun. Bu türden işgal hareketleri, bu tür geniş işgal politikaları, kontrol altına alma politikaları çok tehlikeli sonuçlar üretir" dedi. "Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması fevkalade önemli"


Suriye’nin güneyinde oluşturulabilecek bir güvenlik mekanizmasına ilişkin konunun İsrail ve Suriyeli yetkililerle görüşülüp görüşülmediğine ilişkin bir soruya Fidan, "İsrail’le bu türden konuları görüşmedik. Zaten Suriye şu anda kendi milli birliğini, bütünlüğünü sağlama yolunda adım atıyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması fevkalade önemli. Bu konuda Arap Birliği’ne, İslam İşbirliği Teşkilatı’na, Birleşmiş Milletler’e büyük görevler düşüyor. Hep beraber biz bu konuda hassasiyetimizi gösteriyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğünün ilhak edilmesi, bir tarafta PKK, güneyde İsrail müdahalesi kabul edilebilir bir müdahale değil. Bu, bölgeye daha büyük bir istikrarsızlık getirir" şeklinde cevap verdi. "İsrail işgaline izin vereceklerini düşünmüyorum"


İsrail’in Suriye’nin güneyindeki varlığının devam etmesi veya ilerlemesi halinde ne olacağı yönündeki soruya cevabında Fidan, "Suriye halkı çok cesur bir halk. Kendi özgürlükleri için, onurları için, son 15 yılda gördük, ne kadar büyük fedakarlıklar yaptılar. Milyonlarca insan yerinden edildi, yüz binlerce insan şehit oldu. Bunların kendi vatanına kim göz dikerse diksin, ben Suriye milletinin aziz bir millet, tarihte olduğu gibi bugün de bu işgale, başta PKK işgali olmak üzere, İsrail işgali olmak üzere, izin vereceklerini düşünmüyorum. 20 milyondan fazla Suriyeli var. Bunların hepsi vatansever evlatlar. Niye bunlar gidip başkasının memleketini işgal etmiyorlar da başkaları gelip bunların memleketini işgal ediyor?" dedi. Lavrov görüşmesi


Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile dün gerçekleştirilen görüşmede konuşulanlara ilişkin soru üzerine Bakan Fidan, "Suriye ile ilgili şu anda biliyorsunuz Suriye ile Rusya’nın bir mazisi var. Esas itibarıyla bu maziye dayanarak geliştirilmiş önceden ilişkiler var, sosyal ilişkiler, ekonomik ilişkiler, Esad döneminde gelişen güvenlik ilişkileri. Şimdi yeni dönemde başta oradaki Rus askeri üsleri olmak üzere diğer ekonomik konular vesaire. Bunlarla nereye gidilir, ne olabilir, ne yapılmalı, bunlar üzerinde görüşmeler oldu" dedi. "Ukrayna savaşında bir sona gelindiğine ilişkin emareler görüyoruz"


Lavrov ile görüşmede Rusya ve ABD arasındaki müzakereler ve Ukrayna’daki savaş konularının gündeme gelip gelmediği yönündeki soruya Fidan, "Bunları da görüştük. Riyad’da yaptıkları görüşmelerle ilgili bilgiler verdiler. Biz bu bilgileri ABD’li dostlarımızdan da açıkçası almıştık. Özellikle, Ukrayna savaşında bir sona gelindiğine ilişkin emareleri görüyoruz. Burada taraflar hangi şartlar altında, nasıl ateşkese gidecekler, ne olacak, şu anda bütün bunlar tartışılıyor. Bizim gördüğümüz, şu anda ABD tarafı bir temsilci atayacak, sonra Ruslar bir temsilci atayacaklar. Her iki tarafta da siyasi irade oluşmuş durumda. Biliyorsunuz Sayın Başkan Trump, Başkan Putin, iki taraf da artık konuşalım, bu meseleyi çözelim konusunda bir irade oluşturdular. Şimdi bunlar konuşmaya başlıyorlar. Bir konuşmanın mekanizmasını ilk önce kuruyorlar. Diğer taraftan, Kellogg’la beraber devam eden, hem Ukraynalılarla hem de Avrupalılarla yürütülen bir müzakere süreci var. Benim anladığım, bütün bu verileri ABD’liler toplayıp daha sonra bir yol haritası üzerinde çalışacaklar. Bunları taraflara teklif edecekler. Bu haritaya muhakkak tarafların, hem Rus tarafı olsun, hem Ukrayna tarafının olsun, Avrupalıların olsun herkesin bir değişiklik talebi, teklifi olacak. Önümüzdeki birkaç ayın ben bu açıdan çok hızlı ve yoğun geçeceğini düşünüyorum, Ukrayna savaşını durdurma adına" dedi. "Avrupa, muazzam bir güvenlik krizi içine giriyor"


El-Zafiri’nin ABD’nin Ukrayna’daki savaşa ilişkin olarak doğrudan Rusya ile iletişime geçmenin Avrupa’yı rahatsız ettiği yönündeki yorumunu değerlendiren Fidan, "Avrupa esas itibarıyla ABD’yle beraber yola çıkarak Ukrayna’da bir askeri plan geliştirmişti. Şimdi, ABD’nin olmadığı bir denklemde Avrupa’nın seferber ettiği, hem siyasi hem askeri, bütün yöntem ve kapasite birdenbire boşta kalıyor. Sonuçta ABD denklemden çıkınca Rusya’yla baş başa kalan bir Avrupa görüyoruz. Bu tabii Avrupa güvenliğinin temellerinin sarsılması demek. Çünkü ABD’lilerle oluşturdukları bir güvenlik ittifakı var. Avrupa’ya biliyorsunuz ABD’nin sağladığı güvenlik şemsiyesinin altında kurulan bir Avrupa Birliği var, Avrupa demokrasileri var, Avrupa ekonomisi var. Bütün bunun olmadığı bir dünyada Avrupalılar muazzam bir güvenlik krizi içerisine giriyorlar ve bunu da şu anda tartıştıklarını görüyoruz. Şimdi, Ukrayna meselesindeki ABD pozisyonu, Sayın Trump’ın ilk başta ortaya koyduğu pozisyon, ‘Ruslarla ilişkileri normalleştirmeliyiz, savaşı durdurmalıyız, milyonlarca insanın ölümü artık son bulmalı’ pozisyonu bu noktada çok farklı bir mesaj gönderiyor Avrupa’ya. Şimdi, Avrupalıların, bu Almanya’daki seçimden sonra da gördük, kazanan lider Sayın Merz de söyledi. Artık yaza kadar belki Avrupa Birliği veya Avrupa ülkeleri, başka bir güvenlik yapısı içerisinde kendilerini bulmak isteyebilirler, NATO’nun dışında" dedi. "Hala resmi olarak görüşümüz Avrupa Birliği üyeliği"


Bu süreçte Avrupa’nın tekrar Türkiye’ye muhtaç bir konuma gelmiş göründüğü ve Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusunun tekrar gündeme gelip gelmeyeceği yönündeki soruya cevap veren Fidan, "Avrupa Birliği’ne ilişkin, Türkiye’nin, dün Cumhurbaşkanımız kabine sonrasında da ifade etti, bizim hala resmi olarak görüşümüz Avrupa Birliği üyeliğidir. Bu konudaki perspektifimiz siyasi irade tarafından değiştirilmedi. Ama Avrupalıların biliyorsunuz kimlik politikalarından dolayı Türkiye’yi içine almama gibi bir konusu var. Şimdi yeni dönemde, yeni şartlar altında bunu tekrar gözden geçirirler mi? Umarım geçirirler" dedi.


Türkiye’nin AB’ye katılma ihtiyacının yıllar içinde değişip değişmediğine ilişkin soru üzerine Fidan, "Şöyle, şartlar size kendi kendinize yetmeyi, farklı kapasiteleri geliştirmeyi, farklı ittifaklar oluşturmayı öğretiyor. Yani biz 2007’de, 2008’de ilişkiler zirvedeyken, (Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı) Sarkozy’den önceki dönemde Avrupa Birliği üyesi olsaydık diğer ülkelerle beraber, daha başka bir ortam olurdu. Ama Avrupa Birliği üyesi olmadığınız zaman ekonomik ve diğer siyasal krizlere, güvenlik krizlerine daha fazla açık olduğunuz bir ortamda yaşadık biz 10-15 sene. Türkiye bölgesinde savaşlar gördü, kendi içinde darbe teşebbüsü dahil girişimler gördü. Bütün bunlara karşı biz hem ekonomik krizlere karşı, hem siyasal krizlere karşı, hem güvenlik krizlerine karşı çok şükür başarı gösterdik. Burada tabii güçlü siyasi liderliğin büyük rolü var. Şimdi Avrupa’dakiler kendileri büyük bir dayanışma platformu kurdukları için, ABD’nini sağladığı bir dünyada güçlü siyasal liderlerin olup olmaması kriz olmadığı zaman çok fazla önemli olmuyor. Ama Türkiye gibi bir ülkede, yani kendi kendinize bölgede var olmak durumundaysanız, kendiniz kazanacaksanız, kendiniz sorunlarınızı çözecekseniz, çok güçlü bir siyasi liderliğe ve istikrarlı bir rejime ihtiyacınız var. Dolayısıyla, 22 yıldır Cumhurbaşkanımızın büyük bir ferasetle yürüttüğü bu siyasi liderlik belki bizim en büyük kazanımımız olmuştur. Şimdi şöyle düşünün. Bütün altyapı sorunlarımızı hallettik, Avrupa Birliği fonlarından para almadan. G-20 üyesi olduk, petrolümüz, gazımız olmadan. Yani tamamıyla kendi sanayimizle üreterek, ihraç ederek, ticaret yaparak bunların sahibi olduk. Kendi siyasal sistemimizi, bütünlüğümüzü, güvenliğimizi bir arada tuttuk. Hiç kimse bizimle beraber teröre karşı mücadele etmeden, tam tersine en güçlü ortak bildiğimiz ABD dahil biliyorsunuz PKK’yı destekliyor artık. Şimdi belki Sayın Trump o politikadan vazgeçecek. Ama bütün bunların olduğu bir yerde bizim kendi kendine yeten bir politika izlememiz, bu kabiliyetlere sahip olmamız çok şükür, bu baş başa kaldığımız krizlerden dolayı oldu" dedi.


Sunucu el-Zafiri’nin bu açıklamadan Türkiye’nin Avrupa’ya daha az muhtaç olduğunu anladığını ifade etmesi üzerine Fidan, "Yani iyi işbirliğine, ikili işbirliğine ihtiyacımız var. Ama biz muhtaçlık üzerinden tanımlamıyoruz açıkçası. Olsa iyi olur ama olmadığı zaman da dünyanın sonu değil" dedi. "Netanyahu’nun savaşı yeniden başlatacağına ilişkin bir endişe hakim"


İsrail’in Gazze’deki ateşkes anlaşmasından çekilmesinin söz konusu olup olmadığı yönündeki soruya cevabında anlaşmanın devam etmesini umduğunu vurgulayan Fidan, "Biliyorsunuz bütün dünyanın gözü önünde bir soykırım cereyan etti. 60 bine yakın insan, çoğunluğu kadın ve çocuk, katledildiler. Bunun tekrar etmemesi lazım. Ama maalesef şöyle bir endişe var. Rehinelerin tamamını alır almaz Netanyahu’nun tekrar savaşı başlatacağına ilişkin bir endişe oldukça hakim. Bu konunun tabii bölgede oluşturduğu tehdit, terör, büyük bir etki oluşturmakta. Bunu bizim bir an önce çözmemiz gerekiyor. Onun için uluslararası toplumun, başta ABD, Avrupa olmak üzere Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri, Rusya, Çin olmak üzere, İsrail’e gereken baskıyı yapmaları lazım. İsrail’in izlediği soykırımcı politika bölgede büyük bir hasar açmakla kalmıyor, bölge halklarının psikolojisini travmatize etmekle kalmıyor, aynı zamanda uluslararası sistemin zaten kırılgan olan yapısını hepten daha da kırılgan hale getirdi. Bu, bütün ülkelerin uluslararası sisteme olan inancını inanılmaz derecede zayıflatıyor. Herkes daha fazla kendisini koruma ihtiyacı hissettiği ve muhtemel savaşların, çatışmaların önünü açan bir noktaya doğru gidiyoruz. Bu, insanlık için iyi bir şey değil. Bunun durdurulması lazım" dedi.


Savaşın yeniden başlamasının iyi olmayacağını vurgulayan Fidan, "Burada tabii ki özellikle başta Mısır, Ürdün, Körfez ülkeleri olmak üzere bir tavır geliştirmeleri gerekiyor. Yani İsrail’e karşı bir tavır geliştirmeleri gerekiyor. Bu tavırlar tolere edilebilir değil" şeklinde konuştu. "Trump’ın Gazze planı akıl tutulması"


Türkiye’nin ABD Başkanı Trump’ın Gazze planına bakışına ilişkin bir soru alan Fidan, "Kabul edilebilir bir teklif değil tabii ki. Çok fazla ciddiye almamak gerekiyor. Burada bizim tavrımız net. Böyle bir teklifi kabul edemeyiz. Mısır’ın tavrı net. Ürdün’ün tavrı net. Körfez ülkelerinin tavrı net. Arap ülkelerinin, İslam dünyasının tavrı net. Dünyanın geneli, Avrupa Birliği. Yani bunu savunan dünyada herhalde iki ülke çıkar. Bir ABD, bir İsrail. Onun dışında dünyanın geri kalanı buna karşı. Bu, akıl tutulması. Ama bu şöyle bir tartışmayı başlattığı için, ‘Peki, bunu kabul etmiyorsunuz, bunun mukabilinde ne olmalı?’ sorusuna cevaben Arap kardeşlerimizin bir plan üzerinde çalıştığını biliyorum. Bunun da belli aşamaları var. Gazze’nin yeniden inşası, yönetimi, idaresi ve güvenlik konularıyla ilgili bir plan üzerinde çalışıldığını biliyorum" dedi. "Hamas, İsrail işgalinin doğurduğu bir ideoloji"


Gelecekte Hamas’ın Gazze’deki rolünün ne olacağı yönündeki bir soruya Fidan, "Şimdi Hamas, Filistin Devleti’nin altında bulunan diğer siyasi partiler gibi meşru bir siyasi parti. Bir direniş hareketi. İşgal olduğu için de silahlı mücadele içerisinde kendini bulmak zorunda kalan bir hareket. Şimdi Gazze’nin geleceğinde Filistin Yönetimi gelir, birileri gelir orada bir yönetimde bulunabilirler. Ama birçok gözlemcinin ve devlet adamının da ifade ettiği gibi Hamas sadece kişilerden oluşan bir organizasyon değil. Hamas bir fikir, Hamas bir ideoloji. Hamas, İsrail işgalinin doğurduğu bir ideoloji. Yani bugün Hamas gider, işgale karşı başka bir şey ortaya çıkar. İşgal devam ettiği sürece, bu aşağılanma, bu zulüm devam ettiği sürece Hamas’ı odak noktası olarak göstermek aslında problemin kendisini saklamak. Problemin kendisi, Filistin topraklarının işgal altında tutulması meselesi. Filistinlilerin eğer devleti olur, 67 sınırları içerisinde yaşadıkları bir alan olur da ‘Biz buna rağmen İsrail’e saldıralım’ derlerse, işte o zaman Filistinliler en büyük suçu işliyor demektir. Ama kendileri işgal altındayken, her türlü temel haklarından mahrum bırakılmış iken bu insanlar ne yapacaklar? Dolayısıyla bugün Hamas gider, yarın Hamas’tan daha fazla dirençli, daha fazla savaşacak başka bir yapı gelir. Biz onun için baştan beri Türkiye olarak diyoruz: İsrail hem kendi güvenliğini hem bölgenin güvenliğini istiyorsa iki devletli çözümü kabul edecek. Bölge ülkeleri, Türkiye de dahil geleceğiz, biz de bu konuda yardımcı olacağız. Eğer bir ülkeye, siz bir millete devletini veriyorsunuz, topraklarını veriyorsunuz, egemenliğini veriyorsunuz, ona rağmen etrafa saldırganlık yapıyorsa, o zaman da biz hep beraber bir araya gelir o saldırganlığı bastırırız. Ama şimdi işgal altında olan, yıllardır aşağılanmış bir millet. Ölmek dışında başka bir çaresi kalmayan millet ne yapsın?" şeklinde cevap verdi. Sudan’da iç savaşa ilişkin değerlendirme


Sudan’ın istikrarı ile ilgili endişeler bulunduğunu ve Sudan’daki ana aktörlerden biri olan Türkiye’nin bu duruma yaklaşımının ne olduğu yönündeki soru üzerine Fidan, "Sudan’da, maalesef, iç savaş bizim kanayan bir yaramız. Yine İslam dünyasında görmek istemediğimiz bir manzara. Yani kardeşlerin birbirini öldürdüğü, siyasal istikrarsızlığın hüküm sürdüğü, milyonlarca insanın yerinden edildiği bir manzarayı görüyoruz. Dolayısıyla, en başta söylediğim prensiplerden hareketle, biz kardeş ülkeler olarak bir araya gelip bunu durdurmamız lazım. Biz harekete geçmeden önce Suudi Arabistan’ın ABD’yle beraber başlattığı süreci yakından takip ettik. Hep dua ettik, katkı da verdik, inşallah bir an önce iç savaşı durdursunlar diye. Ama geldiğimiz noktada iç savaş başka bir aşamada devam ediyor. Bu konuda yürüyen çabalar var, inşallah neticeye ulaşır. Biz de elimizden gelen gayreti göstermeye çalışıyoruz. Bu, bizim görmek istemediğimiz bir manzara. Şu anda milyonlarca insan yerinden edilmiş durumda. Bunlara insani yardım göndermeye çalışıyoruz. Buna da İslam dünyası çok yakından bakmak durumunda" dedi. "Türkiye’nin dış politikasının yapıcı rolü çok önemli"


Sunucu el-Zafiri’nin Türkiye’nin geleceğinin Türkiye sınırları içinde kalmamak olduğu ve tarihi kimliğinin tesiriyle Türk dış politikasının her yerde çalışmak durumunda olduğu yönündeki yorumunu değerlendiren Bakan Fidan, "Şu anda dünyada üçüncü büyük diplomatik misyonu olan bir Dışişleri Bakanlığımız var. Dış politikamızda tarihsel olarak yakın olduğumuz bölgemizin ötesinde de belli iş birliklerini, belli fırsat alanlarında yakalamak, geliştirmek için yoğun çalışıyoruz. Şimdi özellikle Güney Amerika bizim için son yıllarda gerçekten önemli bir iş birliği alanı. Afrika’nın tamamı, Asya-Pasifik ülkeleri, ASEAN ülkeleri. Tarihsel olarak buralardaki birtakım ilgi alanlarımız azdı. Şimdi bunlar daha da yükselterek, daha fazla iş birliği yaptığımız, ticaret geliştirdiğimiz, kültürel etkileşimde bulunduğumuz yerler haline geliyorlar. İş adamlarımız buralarda da çalışıyorlar. Bu ülkelerle yürüttüğümüz dünya siyasetine ilişkin ciddi çalışmalarımız da oluyor. Özellikle Filistin meselesi gibi meselelerde, Birleşmiş Milletler’in yeniden reforme edilmesi gibi gereken konularda bu ülkelerle olan iş birliğimiz netice veriyor. Ben aslında Türkiye’nin dış politikasının yapıcı rolünün gerçekten çok önemli olduğunu düşünüyorum. Cumhurbaşkanımız olduğu sürece, bizler olduğumuz sürece gerçekten bu politikanın hem bölgemize hem dünyaya hayırlar getirdiğine hep inanmışımdır" dedi.



HABER KAYNAĞI : İHA
Editor : Haber Merkezi
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
TÜRKİYE GÜNDEMİ
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ÇOK OKUNAN HABERLER